Baba der ki:













Olsa da elinde en büyük kudret,
Verirken titreyen elden isteme evlat...

Yönetim dersleri:)
















Yönetim dersleri 1:

Bir gün bir tavşan, ağaç dalında boş boş oturan baykuşa sordu:
-Senin gibi bütün gün boş boş oturabilir miyim?
-Tabii, neden olmasın.
Tavşan da öyle yaptı. Birdenbire bir kaplan ortaya çıktı ve tavşanı yedi!

NEYMİŞ : Boş boş oturmak için çok çok yüksekte oturuyor olmanız gerek...

---------------------- o ----------------------

Yönetim dersleri 2:

Hindi: Şu ağacın en üst dalına çıkmak istiyorum ama hiç gücüm yok..
İnek: Neden benim dışkımdan biraz yemiyorsun? Onlar besin 
deposudur.

Hindi bir parça dışkı yedi ve gerçekten bunun ilk dallara ulaşacak kadar enerji verdiğini farketti.

Ertesi gün biraz daha yedi ve ikinci dala ulaştı Birkaç gün sonra ağacın en üstüne çıkmayı 
başardı. Aniden bir çiftçi ağacın tepesindeki hindiyi farketti ve onu vurdu.

NEYMİŞ : (Afedersiniz)
Mok yemek sizi en üste çıkartabilir.
Ama orda kalmanızı sağlayamaz...

---------------------- o ----------------------

Yönetim dersleri 3:


Vücut ilk kez bina edildiğinde hangi organın müdür olacağı tartışması başlamış. Beyin, vücudun bütün işlevlerinin kendisine bağlı olduğunu, o olmazsa vücudun yaşayamayacağını söylemiş. Ağız, yemek yemezse vücudun açlıktan öleceğini söylemiş.

Eller, dışarıdaki bütün işi yapanın kendisi olduğunu söylemiş. Birden Döt ortaya atlamış ve müdürün o olması gerektiğini söylemiş.

Bütün organlar ona gülmüş. Buna kızan döt faaliyetlerini durdurmuş. 
Bir gün, iki gün derken organlar artık dayanamamışlar. Ve döt müdür olmuş.
NEYMİŞ : Müdür olmak için beyne sahip olmanız gerekmiyor. Herhangi bir döt bunu yapabilir.

---------------------- o ----------------------

Yönetim dersleri 4:

Küçük bir kuş kışı geçirmek üzere güneye gidiyordu.. Hava çok 
soğuktu ve kuş donarak yere düştü. Yerde öylece yatarken bir inek geldi ve üzerine bir parça dışkı bıraktı. Donmak üzere olan kuş dışkının sıcaklığıyla ısındı.

Çok mutlu oldu, neşe içinde şarkı söylemeye başladı. Ordan geçmekte olan bir kedi kuşun sesini duydu. Onun nerde olduğunu keşfetmekte geçikmedi. Kuşu dışkıdan sıyırdı ve yedi!

NEYMİŞ : 
1. Üzerinize mok atan herkes düşmanınız değildir!
2. Sizi moktan kurtaran herkes dostunuz değildir!
3. Mokun içine düştüysen ve mutluysan,  çeneni kapalı tut!

Forever drunk...

just click on the pic...

Sanat denen şey...











"Vav" ile ilgili meşhur bir hikâye de anlatılır: Osmanlı Devleti’nin en büyük hat sanatı ustalarından biri Hafız Osman’dır. Hafız Osman, emekli olduktan sonra kafa dinlemek için o devrin en sakin semtlerinden biri olan Üsküdar’a yerleşir.
Fırtınalı bir günde kayıkla Beşiktaş’a geçmek ister. Sahilden bir kayığa biner. Yol bitmek üzereyken kayıkçı ücretleri ister. Fakat Hafız Osman, yanına para almayı unuttuğunu fark eder. Tabii artık çok geçtir…
Utana sıkıla Kayıkçıya: “Efendi, yanımda param yok, ben sana bir ‘vav’ yazayım; bunu sahaflara götür, karşılığını alırsın.” der. Kayıkçı, yüzünü ekşitip söylenerek, istemeye istemye yazıyı alır. Bir sonraki gün soluğu bedestende alır. Bakar ki yazılar, levhalar iyi fiyatlara alınıp satılıyor; cebindeki yazıyı çıkarır ve satıcıya götürür. Satıcı yazıyı alır almaz, ‘Hafız Osman Vav’ı’ diyerek açık artırmaya başlar. Sonunda çok iyi bir fiyata satar. Kayıkçı, 5 kuruşluk kayak ücreti yerine tamı tamına 1 altını  kazanmıştır.
Gel gelelim, gene bir gün Hafız Osman karşıya geçmek istediğinde yine aynı kayıkçıyla karşılaşır. Yol bitmek üzereyken ücretler toplanır. Hafız Osman da parayı kayıkçıya uzatır. Kayıkçı, “Efendi, para istemez; sen bir ‘vav’ yaz yeter.” der. Hafız Osman, tebessüm ederek cevap verir kayıkçıya: “Efendi, o ‘vav’ her zaman yazılmaz. Sen dua et de başka bir gün daha para kesemi  evde unutayım…