Don't...


Don't ever mistake my silence for ignorance, 
my calmness for acceptance 
or my kindness for weakness...

Kartalın yeniden doğuş hikayesi...

Kartallar, kanatları ve kuyrukları geniş, bacakları tüylü, iri yırtıcılardır. 2-3 yılda ergenliğe ulaşırlar. Uçuşta sıkça dönerek yükselirler. Ormanlar ve dağlarda yaşarlar. Kaya girintilerinde ve ağaçlarda yuva yaparlar. Kartallar tek eşlidir. Yaşamları boyunca eş değiştirmedikleri gibi her yıl aynı yuvayı kullanırlar. Yuvaları genellikle kolay ulaşılamayacak yerlerdedir.

Kartallar, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak 40 yaşına geldiğinde, gagası artık uzamış ve göğsüne doğru kıvrılmıştır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır. Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Artık kartal burada iki seçimden birini yapmak zorundadır: Ya ölümü beklemeyi seçecektir. Ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.

Bu yeniden doğuş süreci, 150 gün kadar sürecektir. Buna cesaret eder ve karar verirse; kartal bir dağın en yüksek tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan güvenli bir yer bulur. Burada gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Bu çok kanlı ve acılı bir süreçtir. Kartal artık yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkartır. Bu da çok kanlı ve acılı bir süreçtir. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez de eski tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 30 yıl daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur “Yeniden Doğuş” uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.  Kartal yaşadığı tüm acılara rağmen, artık yeniden doğmuştur...

Bazen hayat ta insanları bir gün bu zor kararı almak zorunda bırakır. Kartalın cesareti acaba kaç insanda vardır ya da yoktur?

my old/new car...



Dream car... Marcos Mantis...

Akrep ile Kurbağa...


Çok iyi niyetli bir kurbağa yaşarmış gölün birinde... Aşırı iyi niyetli, hatta salak derecesindeymiş bizim kurbağa... Bütün gün gölün kenarına gelenleri sırtına alır, gölün karşısına hiçbir karşılık beklemeden taşırmış... Bundan da mutlu olurmuş... Vardır halen böyle "salaklar" hayatta...


Herneyse biz hikayemize dönelim... Birgün bir akrep gelmiş göl kenarına. Zehirli bir akrep. Akrebi gören kurbağa gölün ortasına doğru yüzmüş hemen kendini koruyarak. Aman demiş benden uzak dur... 


Akrep seslenmiş :"Hey kurbağa, beni de bir karşıya atıversene".


Kurbağa cevap vermiş :"Yohh yaaa... Pışşşıkkk... Ben salak mıyım? Sen akrepsin, sokarsın beni, ben de ölürüm... Yohh yaaa..." demiş.


Akrep başlamış dil dökmeye :"Yok valla sokmam, billa sokmam, inan sokmam,vs".


Ama nafile. Bizim kurbağayı inandıramıyor bir türlü. Kurbağada can korkusu; akrebi dinlese de ikna olmuyor. Akrep sonra demiş ki:"Yahu düşünsene ben seni neden sokayım. Yüzme bilmiyorum. Eğer seni sokarsam, ben de boğulur ölürüm... Mantıklı ol. Sokar mıyım seni?"


Kurbağa düşünmüş. Akrep haklı. Son kez sormuş gene:"Haklısın. Peki. Ama bak son kez soruyorum. Sırf iyilik için seni karşıya geçiricem. Beni sokmazsın dimi?" demiş.


Akrep kendinden emin: "Yok yahu... Sokmam, söz" demiş. Ve kurbağa kenara yaklaşmış. Akrebi sırtına almış ve başlamış gölün diğer tarafına doğru yüzmeye. Ortalara biryere vardıklarında birden sırtında tarifsiz bir acı hissetmiş. Anlamış ki akrep soktu zehirli iğnesiyle. Tüm gövdesini kaplamış acı. Uyuşmaya başlamış. Akıntıya kapılmış. Boğulacak.


Akıntıda sürüklenirken arkasına baktığında akrebin de boğulmak üzere olduğunu görmüş. Son bir çabayla sormuş akrebe:"Yahu hani sokmayacaktın beni... Neye yaradı şimdi? Bak sen de ölüyorsun, ben de... Neden yaptın bunu?" demiş.


Akrep hiç tereddütsüz cevaplamış:
"Ne yapayım... HUYUM BU..."

My Way....




And now, the end is near,
And so I face the final curtain.
My friends, I'll say it clear;
I'll state my case of which I'm certain.


I've lived a life that's full -
I've travelled each and every highway.
And more, much more than this,
I did it my way.


Regrets? I've had a few,
But then again, too few to mention.
I did what I had to do
And saw it through without exemption.


I planned each charted course -
Each careful step along the byway,
And more, much more than this,
I did it my way.


Yes, there were times, I'm sure you knew,
When I bit off more than I could chew,
But through it all, when there was doubt,
I ate it up and spit it out.


I faced it all and I stood tall
And did it my way.
I've loved, I've laughed and cried,
I've had my fill - my share of losing.


But now, as tears subside,
I find it all so amusing.


To think I did all that,
And may I say, not in a shy way -
Oh no. Oh no, not me.
I did it my way.


For what is a man? What has he got?
If not himself - Then he has naught.
To say the things he truly feels
And not the words of one who kneels.
The record shows I took the blows
And did it my way.


Yes, it was my way.

Yönetim dersleri : Dunning-Kruger sendromu...

Psikolojide Nobel ödülü alan çalışma :

Psikologlar Justin Kruger ve David Dunning'in tarihe geçmelerine vesile olan teorileri özetle, "cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır" der.

Metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:

-Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.


-Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.


-Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.


-Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar..


Değerlendirme zaafı:


İki uzman daha sonra, bu teorilerini test etme fırsatı da buldular. Cornell Üniversitesi' nden 45 öğrenciye bir test yaptılar, çeşitli sorular sordular. Ardından öğrencilerden "testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini" istediler.


En başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin), testin yüzde 60'ına doğru cevap verdiklerine, ayrıca iyi günlerinde olsalar yüzde 70'e ulaşabileceklerine inandıkları ortaya çıktı.


En iyilerin (yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların) en alçakgönüllü denekler olduğu (soruların yüzde 70'ine doğru cevap verdiklerini düşündükleri) görüldü.


(Not: Dunning ve Kruger bu çalışmalarıyla 2000 yılında Ig Nobel de kazandılar.)


Çalışan, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir. Ama asıl vahim olan, bu "yetersizlik + haddini bilmeme" kokteylinin, mesleki açıdan, karşı koyulmaz bir itici güç oluşturması. Kariyer açısından bir eksiyken, artıya dönüşmesi.


İşinde çok iyi olduğuna yürekten inanan "yetersiz", kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır. Aksine bunu bir "hak"olarak görecektir.


Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında "fazla alçakgönüllü" davranarak kendilerine haksızlık edecekler, öne çıkmayacaklar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar, kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler (ve bilinmeyince için için kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekecekler) ve muhtemelen üstleri tarafından "ihtiras eksikliği" ile suçlanacaklardır.


Sonuçta, "kifayetsiz muhterisler" her zaman ve her yerde daha hızlı yükselecekler ve daha yukarılara çıkacaklardır.


Etrafınıza bir bakın, uzmanlara hak verecek misiniz ?

hakiki dost...