"Neler oluyor?" cevabı için birkaç ipucu:
* 1960 lar : İhtilal, Türkiye Başbakanı'nı ve bakanlarını astı. Demokrasiye ara.
*1970 ler : Sağ-sol diye birşey çıktı. Kardeş kardeşe düştü. Ne için, kimler için anlamadan öldüler.
* 1980 ler : İhtilal. Demokrasiye ara. Anarşi bitti. Asala ve sonrasında PKK çıktı.
* 1990 lar : Terör devam. İstikrarsızlık. Beceriksiz koalisyonlar.
* 2000 ler : Terör devam. İstikrar. Ekonomik+politik açılımlar. "Güçlü" ile hileli mücadele girişimleri.
* 2013 son 3 ay :
Yüzyılın projeleri imzalanıyor/başlıyor:
-- Türkiye tarihinde en düşük borçlanma faizi seviyesi (%4,65) gerçekleşti
-- 30 yıldır süren, 30,000 kayıp verdiğimiz ve bitmez denen "terör" bitiriliyor,
-- Kanal İstanbul projesi
-- 3.Köprü (Dünyanın en geniş asma köprüsü)
-- 3.Havaalanı (Dünyanın en büyüklerinden biri, THY'yi en büyük hub yapacak)
-- Başta Almanya ve İngiltere, AB ülkeleri hızlı büyümeden rahatsız. Artık açık açık projeleri engellemeye çalışıyorlar.
-- 31 Mayıs : Modern demokrasilerde örnek gösterilecek bir çevrecilik eylemi. "Uyuyan, anlamaz denen, tepkisiz denen" genç demokratlar tepkilerini gösterdiler.
-- Demokratik mücadeleyi yapamayan ve muhalefet özürlüsü grupların da kışkırtması ile "demokratik tepki" artık şekil değiştirdi. Fırsat kolluyan leş yiyciler iş başında...
* Ne olur? Türkiye büyüktür. Hep büyük olacaktır. Bugün ve yarın...
* Bugünün efe'leri sırça köşklerine çekilir. Olan gene masum gençlere olur...
Bİr hayalin gerçek olması...
Adamın biri, her mehtaplı gecede alır başını deniz kıyısına gidermiş.
Dönüşünde sorarlarmış:
- Ne gördün?
- Dünya güzeli deniz kızları gördüm, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlardı, dermiş hep.
Bir gece yine tek başına deniz kıyısına vardığında, gerçekten dünya güzeli deniz kızları görmüş, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlarmış.
Döndüğünde yine sormuşlar:
- Ne gördün?
- Hiç demiş... hiç bir şey...
Oscar Wilde'ın yukarıdaki harika öyküsünü ilk okuduğumda ortaokuldaydım ve ne demek istediğini anlamamıştım. Daha sonra unutmuşum. Yıllar sonra rastladığım Haldun Taner’in bir sözü bana öyküyü hem hatırlattı hem de ne demek istediğini çok çarpıcı bir şekilde gösterdi.
Şöyleydi söz:
“Bir hayalin gerçek olması kadar hayal kırıcı bir şey yoktur.”
Daha sonraları ise bu tema pek çok edebi eserde karşıma çıktı.
Örneğin Simyacı’da... Hatırlarsanız orada bütün yaşamı boyunca tek hayali para biriktirip Mekke’ye hacca gitmek olan bir dükkan sahibi vardı. Adam; artık gerekli parayı fazlasıyla biriktirmiş olduğu halde bir türlü gitmiyordu.
Bu hayalin kendisini yaşama bağlayan çok önemli bağ olduğunu düşünüyor ve onun gerçekleşmesi halinde bu önemli bağı yitireceğinden korkuyordu. Haklıydı aslında.
Düşünüyorum da... Herkesin böyle hayalleri var, mutluluğunu
bağladığı, gerçekleşene kadar yaşamı sanki ertelediği...
Acaba hiç düşünüyorlar mı; bu istenen her neyse, gerçekleştiğinde mutlu olunacak mı? O gün, bir gün, bir ay sonra?






